Kurumsal Haberler

Çanakkale Savaşında Hilal-i Ahmer

18/03/2020 PAYLAŞ:   

Bugünün Türk Kızılay’ı, o dönemin Hilal-i Ahmer Cemiyeti, Çanakkale Savaşı’nın tüm cephelerinde ve safhalarında Osmanlı Askerlerinin yanı başında olup yaralılara şifa dağıtırken şehitleri sahiplenmiş ve milletle ordu arasındaki şefkat ve iyilik köprüsünü sürekli açık tutmuştu. Savaş sırasında yaralı Anzak askerlerine de şifa dağıtan Hilal-i Ahmer Cemiyeti, milletin merhametini düşman askerlerinden bile esirgemeyen bir hoşgörünün de timsali olmuştu.
 
Çanakkale Savaşı’nın tüm cephelerinde yaralı askerlerin tedavi, bakım ve sevkini gerçekleştiren Hilal-i Ahmer Cemiyeti olarak Türk Kızılay, hastaneleri, hasta vapurları, hemşireleri, aşevleri, çayhaneleri ile tarihi bir görev üstlenmişti. Birinci Dünya Savaşı’nın etkileri ülke sınırlarında hissedilmeye başlamadan önce Hilal-i Ahmer Sıhhiye-i Askeriye ile lekeli humma ve benzeri bulaşıcı hastalıklarla mücadele için ortaklaşa faaliyet göstermekteydi. Osmanlı Devleti savaşa girdikten sonra da cemiyet Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda kazandığı deneyimleri daha ileri taşıma fırsatını elde etti. Öncelikle lazım olacağı düşünülen malzemeler ve personel temin edilmeye çalışıldı. Bu amaç için dönemin gazetelerine ilan vermek suretiyle halkın dikkati çekildi.
 
Yaralılar Çanakkale Cephesi’nden Vapurlarla Taşınıyor
 
Hilal-i Ahmer’in Çanakkale cephesindeki faaliyetleri deniz savaşının başladığı tarihin öncesine uzanır. Savaş başladığında Hilal-i Ahmer Cemiyeti Edremit ve Gülnihal vapurlarını kiralayarak hasta taşınacak hale getirmişti. Çanakkale Savaşı’nda yaralı sayısının artması üzerine İstanbul’a yaralı asker taşımakta kullanılan bu vapurlara ek olarak ise Şirket-i Hayriye’nin 60, 61, 63 ve 70 numaralı vapurlarıyla Seyr-ü Sefain’den Akdeniz vapurunu kiralayarak Kızılay sancağı altında İstanbul’a yaralı taşıdı. İstanbul’a getirilen yaralı ve hastalar buradan Hilal-i Ahmer’in hazır tuttuğu arabalarla hastanelere gönderiliyorlardı.
 
Cephe Gerisi Oluşturulan Hastaneler
 
Savaşın başladığı tarihte Çanakkale’de bulunan Kala-i Sultaniye Liva Hilal-i Ahmer Merkezi yaralılara tütün ve portakal dağıtarak işe başladı. Daha sonra merkez-i umumi (Genel Merkez) ve civar merkezlerin yardım talebi üzerine Bursa Hilal-i Ahmer Merkezinden yüz ve Aydın Hilal-i Ahmer Şubesinden yüz liranın gönderilmesine Merkez-i Umumiden müsaade edildi.
 
O bölgedeki sıhhi ihtiyaçların tespiti için, katib-i umumi (Genel Sekreter) 16 Martta 1915’te beraberinde levazım-ı sıhhiye ve edviye(ilaçlar) ve hastanelerin ufak tefek masraflarına yardımcı olmak üzere bir miktar nakit ile Çanakkale’ye merkez tarafından gönderildi. Bu alet ve edevat (takımlar) Çanakkale Merkezi aracılığıyla “Mecruhin (Yaralılar) Hastaneleri”ne gönderildi.
 
Savaşın şiddetlenmesi üzerine bilumum sıhhi malzemenin Anadolu’ya nakledilmesi ve Adapazarı civarında iki bin yataklı hastane tesisi lüzumunun bildirilmesi üzerine hemen Eskişehir’de bir merkez açılarak memurların önemli bir kısmı süratle Eskişehir’e gönderildi ve merkez ambarında bulunan levazım (ihtiyaç maddeleri) Eskişehir’e nakledilmeye başlandı. Ayrıca Adapazarı ve civarında tesisi gerekli görülen hastanelere uygun bir yer bulunması amacıyla ikinci bir heyet de o bölgeye sevk edildi.
 
Kara çıkartması başladıktan kısa bir süre sonra (25 Nisan) binlerce yaralı Türk askerinin İstanbul’a sevk edileceği haber alındığından Hilal-i Ahmer’den İstanbul’da hastaneler tesis etmesi talep edildi. Bu konuda Hilal-i Ahmer’in bir ön hazırlığı olmaması ve eşyasının önemli kısmının Eskişehir’e nakledilmiş olmasından dolayı zor durumda kalan cemiyet, zaman kaybetmeden girişimlerine başladı ve gelen ilk kafileyi Galatasaray ve İstanbul Mekteb-i Sultanilerine ve Darüşşafaka’ya yerleştirerek ibate ve iaşelerini (barınma ve beslenme) temin etti. O günden sonra çıkartmadan kaynaklanan kayıplar giderek arttı ve yaralı vapurları askerleri İstanbul’a aktarmaya devam etti.
 
Gelibolu, Şarköy ve Tekfurdağı Hastaneleri
 
İstanbul’da tesis edilen hastanelerin cephenin yükünü kaldıramamasından dolayı Gelibolu’da 200 yataklı bir hastane daha açılmasına karar verildi. Fakat hastanenin uçak bombaları ve bombardıman altında kalmasından dolayı Gelibolu hastanesi Şarköy’e taşınmış ve yatak sayısı 300’e çıkarılmıştı. Buna karşılık Şarköy’de gıda ve levazım temininin olağanüstü zor olmasından dolayı hastane Tekfurdağı’na (Tekirdağ) taşınmış ve faaliyet gösterdiği 8 ay müddetince bini geçen sayıda ağır yaralıyı tedavi etmişti.
 
Sabit hastanelerin yanı sıra cephe gerisinde Hilal-i Ahmer tarafından oluşturulan seyyar hastaneler de görev yapmaktaydı. Ağadere Mecruhin Hastanesi de, Çanakkale Muharebelerinde cephe gerisinde sağlık hizmeti veren en önemli yerlerden birisi konumunda yer aldı. 1915 yılında Çanakkale Muharebelerinin tüm şiddetine sahne olan Gelibolu Yarımadası’nda güneyden ve kuzeyden gelen yaralıların toplanma ve sevki Ağadere Bölgesi’nden gerçekleştirilmişti.
 
Çayhaneler
 
Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin, 1. Dünya Savaşı’nda gerçekleştirdiği bir diğer faaliyet alanı ise çayhanelerdi. Genel Merkez azasından Kemal Ömer Bey’in gözetiminde ve memurlardan Kenan Bey’in idaresi altında, 3 Mayıs 1915’te, bütün teçhizatı tamamlanarak açılan Sirkeci Çayhanesi yaralı taşıyan vapurlar iskeleye yanaşır yanaşmaz yaralı ve hastaları sıcak çaylarla karşıladı ve daha sonra araba ücretleri HAC’ye ait olmak üzere İstanbul dâhilindeki hastanelere sevk etti. Adı geçen çayhane açıldığı tarihten 13 Mayıs 1916 tarihine kadar 1630870 nefere çay, süt, ayran, yoğurt dağıtmış, yaralı sevkine atanan komisyonun ihtiyacı olan sedye, fener ve sair gereçler de cemiyet ambarından temin edilmişti.
 
Sirkeci İstasyonu’na ek olarak Haydar Paşa İstasyonunda oluşturulan çayhanede, istasyona çıkıp Anadolu güzergâhına gönderilen 30,799 nefere çay ve saire dağıtılmış; görülen lüzum üzerine Derince İstasyonu’nda oluşturulan bir diğer çayhanede de bir ay içinde 9018 kişiye çay ikram edilmişti.
 
Yararlılıkları görülen bu çayhaneler, Çanakkale cephesinde seyyar bir hale getirilerek Soğanlıdere, Arıburnu, Anafarta ve sair mevkilere sevk edildi. Durumları son derece kötü olan askerler dağıtılan çaylardan içtikten sonra bardakları teslim etmeyerek “Hemşehri bir daha versen ya” şeklinde memnuniyet bildiren ifadeler kullandılar. Bu çayhaneler, ayrıca, hasta ve yaralı sevk eden hastane vapurlarında da oluşturuldu.
 
13 Mayıs 1915 tarihinden 13 Şubat 1916 tarihine kadar Çanakkale Cephesi çayhanelerinde 1059146 ve keza Gülnihal ve Şirket-i Hayriye’nin 60, 61, 63, 70 numaralı vapurlarında 137495 nefere çay dağıtıldı ki bilumum çayhanelerde toplam 1400328 bardak çay ve sair tevzi edildi ve bunun için 21005 kilo şeker ve 700 kilo çay sarf edildi.
 
Seyyar Aşevi ve Fırın Kuruldu
 
Hilâl-i Ahmer, çadır hastanelerin yanına özellikle yaralı ve sağlık faaliyetine katılan asker ile personelinin ihtiyaçları için aşevi ve fırın olarak kullandıkları çadırlar da kurmuş, burada düzenli sıcak yemek ve ekmek verilmeye gayret edilmişti. Gıda takviyesi olarak ekmek ve peksimetlerin yanında kuru incir, kuru üzüm ve portakal da verilmekteydi. Hilâl-i Ahmer hastanelerinin Çanakkale ve Gelibolu başhekimleri 8 Nisan 1915 tarihinde Sahra Sıhhiye Genel Müfettişliği’ne yazdıkları bir yazı ile cepheye Hilâl-i Ahmer aracılığı ile çok acil sabun, çorap, çamaşır ve kuşak istemişlerdi. Onların bu isteği üzerine Hilâl-i Ahmer 14 Nisan 1915’te hemen devreye girerek Çanakkale Cephesi’ne 4 bin takım çamaşır, 500 kilo sabun, 3 bin çift çorap göndermiş ve buna ilave olarak Bulgaristan’daki para ile de 2 bin adet kuşak sipariş etmişti. Ayrıca daha sonra da 2 bin kilo sabun, 4 bin takım çamaşır, 9 bin çift çorap ve 9 bin adet kuşak gönderilmişti.
 
Toplanan yardımlar yanında Eskişehir’deki merkez depodan alınan malzeme ve eşyaların kullanımıyla bombardımandan etkilenerek cephe gerisine mülteci olarak gelen memur ve diğer halkın yiyecek ve ikâmet konusundaki ihtiyaçları da Hilâl-i Ahmer tarafından karşılanmaya çalışılıyordu.
 
Esirlere Yardım: “Üsera Şubesinin Teşekkülü”
 
İtilaf Devletleri tarafından esir alınan Osmanlı askerleriyle muhaberatı temin etmek ve yardım iletebilmek adına Hilal-i Ahmer Cemiyeti, Genel Merkez azasından Mehmet Ali ve Haydar Beylerden oluşan bir “Üsera Komisyonu” teşkil ederek hemen işe başladı. Çünkü devlet daireleri bu işle ilgilenemiyordu. Esir düşen askerlerin yakınları da Hilal-i Ahmer’den mütemadiyen malumat talep ediyordu. Çanakkale Savaşları’nın başlangıcından itibaren bu talepler gitgide arttı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi de esir listelerinin düzenlenmesi için Hilal-i Ahmer üzerinde baskı oluşturuyordu. Nisan 1915’te,  Cemiyet, İngiliz ve Fransız esirlerin listesini göndererek göreve başlamış oldu. Elde edilen listeler yardımıyla esir kartları oluşturuldu ve böylece bilgi talep edilen esirlerle ilgili künye bilgisine daha kolay ulaşılması sağlandı. Yurtdışında bulunan Osmanlı esirleri için murahhaslar gönderildi ve ihtiyaçları temin edilmeye çalışıldı.
 
Yabancı Esirlere Muavenet-Mektup, Para, Kitap, Paket İrsali
 
Kasım 1915’te yabancı esirlere mektup, para, kitap ve paket irsali konusunda Hilal-i Ahmer görevlendirildi. 1915-1918 tarihleri arası, Amerika ve Felemenk Sefaretleri tarafından Anadolu’da bulunan esirlere gönderilen toplam 8765 balya eşya ve gıda maddesi HAC aracılığıyla teslim edildi.